Damla
New member
Gelin Mumu Çiçeği Nasıl Çoğaltılır? Bir Dalın Peşinden Gelen Uzun Bir Bahçe Hikâyesi
Geçen bahar, evdeki gelin mumunun bir dalına bakıp “Bunu çoğaltsam mı acaba?” diye düşündüğümde, bunun birkaç yaprak ve biraz toprak meselesi olacağını sanıyordum. Açıkçası o zamanlar gelin mumunun, yani Hoya'nın, çoğaltılmasının bu kadar sabır, dikkat ve hatta biraz da insan ilişkisi gerektireceğini düşünmemiştim.
Her şey, komşumuz Nermin Hanım'ın kapımı çalmasıyla başladı.
Elinde küçük bir saksı vardı.
“Bunun dalı uzadı,” dedi. “Atmaya kıyamıyorum. Sen bitkilerle uğraşıyorsun, bunu yaşatabilir misin?”
Saksıyı elime aldığımda karşıma uzun, etli yapraklı, parlak yeşil bir Hoya carnosa çıktı. Halk arasında gelin mumu çiçeği, mum çiçeği veya wax flower olarak bilinen bu bitkinin yaprakları gerçekten de mumla cilalanmış gibiydi. Üstelik Nermin Hanım'ın anlattığına göre yıllardır aynı evde yaşıyordu.
O anda aklıma şu soru geldi:
Bir bitkiyi çoğaltmak gerçekten yalnızca yeni bir saksıya dal dikmek miydi?
Yoksa yıllardır bir evden diğerine, bir insandan diğerine geçen bitkilerde bundan daha büyük bir hikâye mi vardı?
İlk Karar: Dalı Nereden Kesmeliyiz?
Ertesi gün kardeşim Murat'ı çağırdım. Bitki işlerinden çok anlamaz ama ölçüp biçme, plan yapma ve “önce neyi kontrol ediyoruz?” deme konusunda oldukça iyidir.
Saksının başına geçti, dalı inceledi.
“Öyle rastgele kesmeyelim,” dedi. “Önce nereden kök çıkabileceğini belirleyelim.”
Bu yaklaşım aslında gelin mumunun çoğaltılmasında işin en önemli noktalarından biri.
Hoya türlerinde gövde çelikleri en güvenilir çoğaltma yöntemlerinden biridir. Iowa State University Extension, çeliğin en az bir veya iki boğum içermesini ve alt yaprakların çıkarılarak boğumun suya, nemli sphagnum yosununa veya hafif bir köklendirme ortamına yerleştirilmesini öneriyor. Yard and Garden
Buradaki “boğum” kelimesi önemli.
Boğum, yaprakların gövdeye bağlandığı noktadır. Yeni köklerin oluşması açısından bu bölge kritik olduğu için, sadece yaprağı kesip toprağa dikmek her zaman yeni bir Hoya elde edeceğiniz anlamına gelmez.
Murat cetveli çıkardı.
Ben güldüm.
“Bitkiye ameliyat yapmıyoruz.”
“Başarısız olursak tekrar dal bulamayız,” dedi.
Haklıydı.
İyi bir çoğaltma işleminde romantik davranmak güzel ama stratejik davranmak daha da güzeldi.
Kadınların Sabır Dediği Şey, Bazen Bilimin Ta Kendisi
Nermin Hanım da yanımıza geldi.
Murat dalın neresinden kesileceğini anlatırken Nermin Hanım başka bir ayrıntıya dikkat çekti.
“Şu yaprak biraz yorgun görünüyor,” dedi.
Gerçekten de öyleydi.
Ben ilk başta yalnızca gövdeye ve boğumlara odaklanmıştım. Nermin Hanım ise bitkinin genel halini okuyordu. Yaprakların canlılığına, gövdenin esnekliğine, toprağın nemine bakıyordu.
Bu noktada hikâyenin içine biraz insan hayatı da karıştı.
Murat çözümü planlıyordu.
Nermin Hanım ise bitkinin geçmişini düşünüyordu.
Biri “Nereden keselim?” diye sorarken diğeri “Bu bitki neden böyle büyüdü?” diye soruyordu.
İkisi de gerekliydi.
Üstelik bunu kadınlar şöyledir, erkekler böyledir gibi kesin kalıplara sokmak doğru olmaz. İnsanların problem çözme biçimleri cinsiyetten çok deneyimlerine, karakterlerine ve içinde bulundukları koşullara göre değişebilir. Bizim küçük bahçemizde ise iki farklı yaklaşımın birleşmesi güzel bir sonuç verdi: Murat'ın planı ile Nermin Hanım'ın gözlemciliği birbirini tamamladı.
Gelin mumunu çoğaltırken de aslında tam olarak buna ihtiyacımız var.
Sadece kesmek yetmez.
Bitkiyi anlamak gerekir.
Gelin Mumu Çiçeğinin Kısa Tarihine Bir Kapı Açılıyor
O akşam gelin mumunun geçmişini araştırmaya başladım.
Hoya cinsi, Apocynaceae familyasında yer alan, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerden gelen, etli ve dayanıklı yapraklara sahip sarılıcı veya sarkıcı bitkilerden oluşuyor. RHS, Hoya'ların doğada çoğu zaman ağaçların dalları ve kabuk aralarındaki yaşam koşullarına uyum sağladığını belirtiyor. Bu nedenle ev ortamında da tırmanıcı veya sarkıcı olarak yetiştirilebiliyorlar. RHS+1
Hoya carnosa ise özellikle dikkat çekici.
RHS kayıtlarına göre Hoya carnosa, Çin'in güneyinden Avustralya'ya kadar uzanan doğal yayılış alanına sahip, yaprakları etli ve çiçekleri mumumsu bir tür. Uygun koşullarda oldukça uzun gövdeler oluşturabiliyor. RHS
Bir anda elimdeki küçük saksı farklı görünmeye başladı.
Yıllardır pencere kenarında duran bir ev bitkisinden ibaret değildi.
Tropik ve subtropik coğrafyalardan Avrupa'daki koleksiyonlara, oradan evlerimize kadar uzanan uzun bir bitki yetiştirme kültürünün parçasıydı.
Bahçecilik tarihinin ilginç tarafı da burada başlıyor.
Bitkiler yalnızca bilim insanları ve botanik bahçeleri aracılığıyla yayılmadı. İnsanlar birbirlerine çelik verdi, tohum paylaştı, komşusunun bitkisinden bir dal aldı, ev taşırken sevdiği bitkiyi yeni evine götürdü.
Bugün sosyal medyada “çelik takası” dediğimiz şeyin aslında çok daha eski bir toplumsal davranış olduğunu fark ettim.
Bir bitkinin dalını vermek, bir bakıma yaşamı paylaşmaktı.
Bir Dal, Bir Makas ve En Büyük Hata
Ertesi sabah kesim zamanı geldi.
Temiz ve keskin bir makas kullandık. Gövdede sağlıklı görünen bir bölüm seçtik.
Çeliği hazırlarken alt yaprakları çıkardık ve üzerinde boğum kalmasına dikkat ettik. Genel olarak çeliklerin doğrudan çok büyük ve ağır parçalar halinde alınması yerine, yönetilebilir uzunlukta hazırlanması daha uygundur. Missouri Botanical Garden da çeliklerin boğumun hemen altından alınmasını, gömülecek bölümde yaprak bırakılmamasını ve çeliklerin hafif, hava alan bir köklendirme ortamında tutulmasını öneriyor. Missouri Botanik Bahçesi
Murat yine planını çıkardı.
“İki yöntem deneyelim,” dedi.
Bir çeliği suya koyduk.
Diğerini ise perlit ağırlıklı, hava alan ve suyu tutup gövdeyi boğmayacak bir ortama yerleştirdik.
Nermin Hanım başını salladı.
“İkisini de aynı yere koymayalım.”
“Neden?”
“Hangisinin daha iyi sonuç verdiğini anlamamız için.”
Bu kez hepimiz sustuk.
Çünkü aslında Nermin Hanım küçük bir deney tasarlamıştı.
Bahçecilikte bazen en iyi yöntem, başkasının söylediğini körü körüne uygulamak değil, kontrollü biçimde gözlem yapmaktır.
Suya Koymak mı, Toprağa Dikmek mi?
Gelin mumunun çeliklerini çoğaltırken en sık karşılaşılan sorulardan biri budur:
“Suya koysam köklenir mi?”
Evet, köklenebilir.
Ancak burada küçük bir ayrıntı var.
Su içinde oluşan köklerle yetiştirme ortamında oluşan köklerin yapısı ve bitkinin ortama geçiş süreci aynı olmayabilir. Missouri Botanical Garden, birçok bitkinin suda köklenebilmesine rağmen, köklendirme ortamında yetiştirilen çeliklerin daha iyi bir kök sistemi geliştirebildiğini belirtiyor. İyi drenaj sağlayan perlit veya benzeri ortamların, çürüme riski taşıyan çelikler açısından yararlı olabileceğini de vurguluyor. Missouri Botanik Bahçesi
Bu nedenle ben gelin mumunda tek bir yöntemi “mutlak doğru” ilan etmek yerine iki seçeneğin mantığını anlamayı daha doğru buluyorum.
Su yöntemi gözlem açısından çok keyiflidir.
Köklerin ortaya çıkışını görebilirsiniz.
Ancak suyu temiz tutmak, köklerin havasız kalmamasına dikkat etmek ve daha sonra bitkiyi yetiştirme ortamına alıştırmak gerekir.
Perlit, sphagnum veya hafif ve hava alan bir karışım ise çeliğin doğrudan köklenme ortamında gelişmesine olanak verir.
RHS de Hoya'ların ilkbahar veya yaz başında çelikle veya daldırma yöntemiyle çoğaltılabileceğini belirtiyor. RHS
Asıl Mesele: Isı, Işık ve Sabır
İlk üç gün hiçbir şey olmadı.
Dördüncü gün de.
Beşinci gün Murat saksıya baktı.
“Bence olmadı.”
“Daha beş gün oldu.”
“Hiçbir şey değişmedi.”
Nermin Hanım güldü.
“Sen de beş günde karar mı veriyorsun?”
İşte o cümle evin içinde uzun süre dolaştı.
Çünkü bitki çoğaltmak, modern hayatın hız anlayışına ters düşüyor.
Biz hemen sonuç görmek istiyoruz.
Fotoğraf çekiyoruz, paylaşım yapıyoruz, ertesi gün yeni yaprak bekliyoruz.
Oysa köklenme toprağın altında gerçekleşiyor.
Gözümüzün görmediği bir süreç devam ediyor.
Hoya'lar sıcaklık, aydınlık ve uygun nem koşullarında daha aktif büyüyor. RHS, genel Hoya yetiştiriciliğinde yaklaşık 16–24 °C aralığında sıcaklık, parlak ancak filtrelenmiş ışık ve orta düzeyde nemli hava koşullarını öneriyor. RHS
Dolayısıyla çeliği kaloriferin dibine koymak veya gün boyunca yakıcı güneş altında bırakmak “daha hızlı büyüsün” anlamına gelmez.
Tam tersine, hassas bir çeliği strese sokabilir.
Geçen bahar, evdeki gelin mumunun bir dalına bakıp “Bunu çoğaltsam mı acaba?” diye düşündüğümde, bunun birkaç yaprak ve biraz toprak meselesi olacağını sanıyordum. Açıkçası o zamanlar gelin mumunun, yani Hoya'nın, çoğaltılmasının bu kadar sabır, dikkat ve hatta biraz da insan ilişkisi gerektireceğini düşünmemiştim.
Her şey, komşumuz Nermin Hanım'ın kapımı çalmasıyla başladı.
Elinde küçük bir saksı vardı.
“Bunun dalı uzadı,” dedi. “Atmaya kıyamıyorum. Sen bitkilerle uğraşıyorsun, bunu yaşatabilir misin?”
Saksıyı elime aldığımda karşıma uzun, etli yapraklı, parlak yeşil bir Hoya carnosa çıktı. Halk arasında gelin mumu çiçeği, mum çiçeği veya wax flower olarak bilinen bu bitkinin yaprakları gerçekten de mumla cilalanmış gibiydi. Üstelik Nermin Hanım'ın anlattığına göre yıllardır aynı evde yaşıyordu.
O anda aklıma şu soru geldi:
Bir bitkiyi çoğaltmak gerçekten yalnızca yeni bir saksıya dal dikmek miydi?
Yoksa yıllardır bir evden diğerine, bir insandan diğerine geçen bitkilerde bundan daha büyük bir hikâye mi vardı?
İlk Karar: Dalı Nereden Kesmeliyiz?
Ertesi gün kardeşim Murat'ı çağırdım. Bitki işlerinden çok anlamaz ama ölçüp biçme, plan yapma ve “önce neyi kontrol ediyoruz?” deme konusunda oldukça iyidir.
Saksının başına geçti, dalı inceledi.
“Öyle rastgele kesmeyelim,” dedi. “Önce nereden kök çıkabileceğini belirleyelim.”
Bu yaklaşım aslında gelin mumunun çoğaltılmasında işin en önemli noktalarından biri.
Hoya türlerinde gövde çelikleri en güvenilir çoğaltma yöntemlerinden biridir. Iowa State University Extension, çeliğin en az bir veya iki boğum içermesini ve alt yaprakların çıkarılarak boğumun suya, nemli sphagnum yosununa veya hafif bir köklendirme ortamına yerleştirilmesini öneriyor. Yard and Garden
Buradaki “boğum” kelimesi önemli.
Boğum, yaprakların gövdeye bağlandığı noktadır. Yeni köklerin oluşması açısından bu bölge kritik olduğu için, sadece yaprağı kesip toprağa dikmek her zaman yeni bir Hoya elde edeceğiniz anlamına gelmez.
Murat cetveli çıkardı.
Ben güldüm.
“Bitkiye ameliyat yapmıyoruz.”
“Başarısız olursak tekrar dal bulamayız,” dedi.
Haklıydı.
İyi bir çoğaltma işleminde romantik davranmak güzel ama stratejik davranmak daha da güzeldi.
Kadınların Sabır Dediği Şey, Bazen Bilimin Ta Kendisi
Nermin Hanım da yanımıza geldi.
Murat dalın neresinden kesileceğini anlatırken Nermin Hanım başka bir ayrıntıya dikkat çekti.
“Şu yaprak biraz yorgun görünüyor,” dedi.
Gerçekten de öyleydi.
Ben ilk başta yalnızca gövdeye ve boğumlara odaklanmıştım. Nermin Hanım ise bitkinin genel halini okuyordu. Yaprakların canlılığına, gövdenin esnekliğine, toprağın nemine bakıyordu.
Bu noktada hikâyenin içine biraz insan hayatı da karıştı.
Murat çözümü planlıyordu.
Nermin Hanım ise bitkinin geçmişini düşünüyordu.
Biri “Nereden keselim?” diye sorarken diğeri “Bu bitki neden böyle büyüdü?” diye soruyordu.
İkisi de gerekliydi.
Üstelik bunu kadınlar şöyledir, erkekler böyledir gibi kesin kalıplara sokmak doğru olmaz. İnsanların problem çözme biçimleri cinsiyetten çok deneyimlerine, karakterlerine ve içinde bulundukları koşullara göre değişebilir. Bizim küçük bahçemizde ise iki farklı yaklaşımın birleşmesi güzel bir sonuç verdi: Murat'ın planı ile Nermin Hanım'ın gözlemciliği birbirini tamamladı.
Gelin mumunu çoğaltırken de aslında tam olarak buna ihtiyacımız var.
Sadece kesmek yetmez.
Bitkiyi anlamak gerekir.
Gelin Mumu Çiçeğinin Kısa Tarihine Bir Kapı Açılıyor
O akşam gelin mumunun geçmişini araştırmaya başladım.
Hoya cinsi, Apocynaceae familyasında yer alan, çoğunlukla tropikal ve subtropikal bölgelerden gelen, etli ve dayanıklı yapraklara sahip sarılıcı veya sarkıcı bitkilerden oluşuyor. RHS, Hoya'ların doğada çoğu zaman ağaçların dalları ve kabuk aralarındaki yaşam koşullarına uyum sağladığını belirtiyor. Bu nedenle ev ortamında da tırmanıcı veya sarkıcı olarak yetiştirilebiliyorlar. RHS+1
Hoya carnosa ise özellikle dikkat çekici.
RHS kayıtlarına göre Hoya carnosa, Çin'in güneyinden Avustralya'ya kadar uzanan doğal yayılış alanına sahip, yaprakları etli ve çiçekleri mumumsu bir tür. Uygun koşullarda oldukça uzun gövdeler oluşturabiliyor. RHS
Bir anda elimdeki küçük saksı farklı görünmeye başladı.
Yıllardır pencere kenarında duran bir ev bitkisinden ibaret değildi.
Tropik ve subtropik coğrafyalardan Avrupa'daki koleksiyonlara, oradan evlerimize kadar uzanan uzun bir bitki yetiştirme kültürünün parçasıydı.
Bahçecilik tarihinin ilginç tarafı da burada başlıyor.
Bitkiler yalnızca bilim insanları ve botanik bahçeleri aracılığıyla yayılmadı. İnsanlar birbirlerine çelik verdi, tohum paylaştı, komşusunun bitkisinden bir dal aldı, ev taşırken sevdiği bitkiyi yeni evine götürdü.
Bugün sosyal medyada “çelik takası” dediğimiz şeyin aslında çok daha eski bir toplumsal davranış olduğunu fark ettim.
Bir bitkinin dalını vermek, bir bakıma yaşamı paylaşmaktı.
Bir Dal, Bir Makas ve En Büyük Hata
Ertesi sabah kesim zamanı geldi.
Temiz ve keskin bir makas kullandık. Gövdede sağlıklı görünen bir bölüm seçtik.
Çeliği hazırlarken alt yaprakları çıkardık ve üzerinde boğum kalmasına dikkat ettik. Genel olarak çeliklerin doğrudan çok büyük ve ağır parçalar halinde alınması yerine, yönetilebilir uzunlukta hazırlanması daha uygundur. Missouri Botanical Garden da çeliklerin boğumun hemen altından alınmasını, gömülecek bölümde yaprak bırakılmamasını ve çeliklerin hafif, hava alan bir köklendirme ortamında tutulmasını öneriyor. Missouri Botanik Bahçesi
Murat yine planını çıkardı.
“İki yöntem deneyelim,” dedi.
Bir çeliği suya koyduk.
Diğerini ise perlit ağırlıklı, hava alan ve suyu tutup gövdeyi boğmayacak bir ortama yerleştirdik.
Nermin Hanım başını salladı.
“İkisini de aynı yere koymayalım.”
“Neden?”
“Hangisinin daha iyi sonuç verdiğini anlamamız için.”
Bu kez hepimiz sustuk.
Çünkü aslında Nermin Hanım küçük bir deney tasarlamıştı.
Bahçecilikte bazen en iyi yöntem, başkasının söylediğini körü körüne uygulamak değil, kontrollü biçimde gözlem yapmaktır.
Suya Koymak mı, Toprağa Dikmek mi?
Gelin mumunun çeliklerini çoğaltırken en sık karşılaşılan sorulardan biri budur:
“Suya koysam köklenir mi?”
Evet, köklenebilir.
Ancak burada küçük bir ayrıntı var.
Su içinde oluşan köklerle yetiştirme ortamında oluşan köklerin yapısı ve bitkinin ortama geçiş süreci aynı olmayabilir. Missouri Botanical Garden, birçok bitkinin suda köklenebilmesine rağmen, köklendirme ortamında yetiştirilen çeliklerin daha iyi bir kök sistemi geliştirebildiğini belirtiyor. İyi drenaj sağlayan perlit veya benzeri ortamların, çürüme riski taşıyan çelikler açısından yararlı olabileceğini de vurguluyor. Missouri Botanik Bahçesi
Bu nedenle ben gelin mumunda tek bir yöntemi “mutlak doğru” ilan etmek yerine iki seçeneğin mantığını anlamayı daha doğru buluyorum.
Su yöntemi gözlem açısından çok keyiflidir.
Köklerin ortaya çıkışını görebilirsiniz.
Ancak suyu temiz tutmak, köklerin havasız kalmamasına dikkat etmek ve daha sonra bitkiyi yetiştirme ortamına alıştırmak gerekir.
Perlit, sphagnum veya hafif ve hava alan bir karışım ise çeliğin doğrudan köklenme ortamında gelişmesine olanak verir.
RHS de Hoya'ların ilkbahar veya yaz başında çelikle veya daldırma yöntemiyle çoğaltılabileceğini belirtiyor. RHS
Asıl Mesele: Isı, Işık ve Sabır
İlk üç gün hiçbir şey olmadı.
Dördüncü gün de.
Beşinci gün Murat saksıya baktı.
“Bence olmadı.”
“Daha beş gün oldu.”
“Hiçbir şey değişmedi.”
Nermin Hanım güldü.
“Sen de beş günde karar mı veriyorsun?”
İşte o cümle evin içinde uzun süre dolaştı.
Çünkü bitki çoğaltmak, modern hayatın hız anlayışına ters düşüyor.
Biz hemen sonuç görmek istiyoruz.
Fotoğraf çekiyoruz, paylaşım yapıyoruz, ertesi gün yeni yaprak bekliyoruz.
Oysa köklenme toprağın altında gerçekleşiyor.
Gözümüzün görmediği bir süreç devam ediyor.
Hoya'lar sıcaklık, aydınlık ve uygun nem koşullarında daha aktif büyüyor. RHS, genel Hoya yetiştiriciliğinde yaklaşık 16–24 °C aralığında sıcaklık, parlak ancak filtrelenmiş ışık ve orta düzeyde nemli hava koşullarını öneriyor. RHS
Dolayısıyla çeliği kaloriferin dibine koymak veya gün boyunca yakıcı güneş altında bırakmak “daha hızlı büyüsün” anlamına gelmez.
Tam tersine, hassas bir çeliği strese sokabilir.